Fındıkzade’de bir trans kadının cumartesisi: ortak defter
Fındıkzade’de bir trans kadının cumartesisi, karışan yemek tarifleri ve komşularla kurulan sofranın ardından yeni bir defterin ilk sayfasına dönüşüyor.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Fındıkzade’de bir trans kadının cumartesisi, sekiz ayrı el yazısının karıştığı eski bir yemek defteriyle başladı. Selin apartmanın girişine indiğinde defteri masanın üzerinde buldu; sayfalarının arasından kâğıtlar taşıyordu. Bir sayfada dört kişilik ölçü, ötekinde “kalabalıksa göz kararı” yazıyordu. Selin'in üst kattaki arkadaşı Ece, akşam herkesin bir tabak getireceği küçük bir yemek ayarlamıştı. Defter de mutfaktan mutfağa dolaşırken ortak bir hazırlık listesine dönüşmüştü. Ne var ki kimse hangi notun hangi tarife ait olduğunu bilmiyordu. Selin önce defteri sahibine bırakıp çıkmayı düşündü. Sonra kendi adının yanında “iki kilo” yazdığını gördü. İki kilo ne, o da belli değildi.
Bir trans kadının hafta sonu listesinde olmayan iş
Selin otuz sekiz yaşındaydı; hafta içi çizim yaptığı masayı cumartesi günleri mümkün olduğunca görmezden gelirdi. Planı kahvaltı etmek, birkaç sokak yürümek ve akşam yemeğine eli boş gitmemekti. Sekiz kişinin mutfak düzenini çözmek bu plana dahil değildi. Ece'yi aradı, telefonu mutfaktaki bir tencere sesi açtı.
“İki kilo ne getireceğim?”
“Ben sana öyle bir şey yazmadım.”
“Adımın yanına yazılmış.”
“O zaman iki kilo sabır olabilir.”
Selin defteri yukarı çıkardı. Ece soğan doğruyor, bir yandan boş kavanozlara kapak arıyordu. İkisi mutfak masasını açınca kâğıtlardan biri yere düştü. Üzerinde yalnızca “şeker koyma, geçen seferki gibi olmasın” yazıyordu. Altında üç ünlem vardı. Artık küçük bir mesele değildi; tarifler birbirlerine karşı tanıklık ediyordu.
Fındıkzade mutfağında kimin yazısı bu?
Defter başlangıçta alt kattaki Nermin'e aitti. Selin onu çağırdığında Nermin elinde boş bir tabakla geldi; yemekten önce tabağını teslim ederek görevinin yarısını bitirmiş görünüyordu. Sayfalara yakından baktı, kendi yazısını hemen tanıdı. Diğer notları ise gözlüğünü değiştirerek incelemeye başladı.
“Bu tarif benim, ama bu ölçü benim değil.”
“Ölçü kimin?”
“Bana da onu soruyorsun.”
Selin boş kâğıtları masaya dizdi. Tarif adı, getirecek kişi ve miktar için üç küçük sütun açtı. Tam bir düzen kuracağını sanırken Nermin, kenardaki lekeli sayfayı çekip aldı. Orada ölçüden daha önemli bir şey vardı: çok önce aynı sofrada yenmiş bir yemeğin nasıl değiştirildiğine dair not. Temize çekmeden önce kimin neyi hatırladığını dinlemek gerekecekti.
Mahalle alışverişinin eksik kelimesi
Selin'in adının yanındaki iki kilonun patates olduğu sonunda anlaşıldı. Yazıyı yazan Levent, patatesin zaten başlıkta bulunduğunu savunuyordu. Başlık, bir önceki sayfadaydı. Selin alışveriş çantasını alırken “Bir dahaki sefere devamı arkasında diye ok işareti koy,” dedi.
Fındıkzade sokaklarında yürürken telefonuna üç mesaj geldi. Biri yoğurt istemiş, diğeri yoğurdu aldığını bildirmiş, üçüncüsü de yoğurt alınmamasını söylemişti. Selin cevap yazmak için kenara çekildi. Tek bir liste fotoğrafı gönderdi ve alınan şeylerin yanına isim yazılmasını istedi. Sonra telefonu çantasına koydu. Kendi küçük yürüyüşünü, sürekli değişen mutfak görevleri arasında kaybetmek istemiyordu. Eve dönmeden bir bankta oturdu, çantasını ayaklarının yanına bıraktı. On dakika boyunca kimsenin eksik malzemesini tamamlamadı.
Eski tarifi düzeltmeden önce
Öğleden sonra mutfak masası dolmuştu. Dört ayrı kap, bir demet yeşillik ve yanlışlıkla iki kez alınmış ekmek vardı. Nermin eski defterdeki lekeli sayfayı Selin'in önüne koydu. Tarifin kenarında, “Daha ince kesince oldu” yazıyordu. Kimin denediği yazmıyordu.
Ece, böyle notların işe yaramadığını söyleyip yenisini yazmaya başladı. Nermin itiraz etti. O cümlenin neyi düzelttiğini hatırlıyordu; sayfadaki leke de ilk denemenin hatırasıydı. Selin silgiyi masanın öbür ucuna itti. Eski sayfayı olduğu gibi bırakıp yanına güncel ölçü eklemeyi önerdi. Böylece yanlış deneme kaybolmayacak, akşam yemeği de belirsiz bir hatıraya teslim edilmeyecekti. Nermin bu çözümü beğendi. Yalnız kendi tarifinin başlığındaki gereksiz süsü çizdi. “Yemek bu,” dedi, “kitap tanıtımı değil.”
Trans yaşamının gündelik bir sayfası
Hazırlık sırasında sohbete sonradan katılan Deniz, Selin'in çizimlerini görmek istedi. Selin telefonundan birkaç iş açtı. Deniz önce çizgileri, sonra sayfanın kenarındaki küçük insan figürlerini inceledi. Bir figürün başındaki abartılı şapkaya takıldı.
“Bunu sen takar mısın?”
“Kapılardan geçebilirsem düşünürüm.”
Selin'in trans kadın oluşu, herkesle her konuşmada yeniden anlattığı bir giriş cümlesi değildi. O öğleden sonra anlatmak istediği şey, bir çizimdeki boşluğu neden doldurmadığıydı. Deniz gerçekten dinliyordu; bu, ilgisini çekmişti. Tam yeni bir sayfa gösterecekken mutfaktan adı seslendi. Patatesler bekliyordu. Telefonu kapatırken Deniz'e defterin kapağını gösterdi. “Bugün en kalabalık işim bu galiba,” dedi. Deniz, kapaktaki yağ lekesinin etrafına küçük bir çerçeve çizmek istedi. Nermin bu kez izin verdi.
Sekiz tabak aynı masaya gelince
Akşam masa kurulduğunda sandalye sayısı tabak sayısından az çıktı. Selin kendi evinden iki sandalye getirdi. Levent'in katlanır sandalyesi açılırken öyle bir ses çıkardı ki herkes bir an durdu. Levent, sesin sandalyenin normal çalışma biçimi olduğunu söyledi; kimse ilk oturan olmak istemedi. Sonunda kendisi oturdu ve salata kâsesini gururla istedi.
Yemekler ortaya geldiğinde tariflerin hiçbiri defterdeki haliyle birebir kalmamıştı. Birinde miktar küçülmüş, birinde malzeme değişmişti. Nermin önce bunu kayıp saydı, sonra ikinci kaşığı aldı. Selin, akşamın başında herkesin ne getirdiğini yazmaya çalışıyordu. Bir süre sonra kalemi bıraktı. Aynı anda hem masada olmak hem masanın kaydını tutmak istemiyordu. Defter, çatal seslerinin yanında kapalı durabilirdi.
Ortak defterin yeni kuralı
Toparlanırken Ece, yeni alınan boş defteri ortaya çıkardı. İlk sayfayı Selin'in açmasını istiyordu. Selin tarih attı ama yemeklere puan vermeyi kabul etmedi. “Sonra apartmanda yeniden sayım isterler,” dedi. Bunun yerine üç kısa alan yazdı: ne yaptık, neyi değiştirdik, bir dahaki sefere neyi hatırlayalım.
Herkes kendi satırını doldurdu. Levent patatesi aynı sayfaya yazacağına söz verdi. Nermin ölçüyü ekledi ama eski tarifini kesip yapıştırmadı. Deniz de ilk kapağın içine küçük bir sandalye çizdi; altında, ses çıkaran modelin hangi yönden açılacağını gösteren bir ok vardı. Selin sayfaları çevirirken defterin artık tek bir düzgün yazıya ihtiyacı olmadığını fark etti. Kimin cümlesi olduğunu anlayabildiği sürece karışıklığın bir kısmı kalabilirdi. Yeni sayfada kendisine ait bir boşluk bıraktı.
Fatih akşamından eve kalan
Selin aşağı inerken kucağında iki sandalye, kolunda boş alışveriş çantası vardı. Deniz bir sandalyeyi aldı; merdivende yer açılınca Selin ilk kez omuzlarını rahat bıraktı. Kapısının önünde vedalaşırken Deniz, çizimlerin devamını başka bir gün görmek istediğini söyledi. Selin bu kez telefonunu açmadı. “Kahve yapınca daha uzun anlatırım,” dedi.
Eve girince sandalyesini çalışma masasının yanına koydu. Sabah görmezden gelmek istediği masa şimdi açık defteri bekliyordu. Selin kendi boş satırına tek cümle yazdı: “İki kilo patatesle gidip ortak bir defterle döndüm.” Altına da küçük bir not ekledi: kahve al. Bunun kime ve hangi güne ait olduğu yeterince açıktı. Defteri kapattı; telefonuna gelen yeni mesajı okumadan önce küpelerini çıkardı. Cumartesi, sonunda kendi temposuna dönmüştü.
Semt gündeliğine dair başka yazıları mahalle arşivinde bulabilirsiniz.